En yakında olandan kuşku etmeksizin yaşamayı kim istemez ki?
Sırtını döndüğün her kim olursa olsun güvenmek istersin. Bazen herkesten şüphe edesin gelir. Aramaya başlarsın. Aranmaya başlarsın. Küçük bir histir. Aniden geliverir. Bir an durakalırsın. Elinde tuttuğun bir şey varsa bırakamaz, tutmak istersin. Elin bir kaleme gidiverir. Kimi zaman çok sertçe sarılırsın parmaklarınla. Tuttuklarını bırakmak istemezsin.
Elinde kalem tutarak icraatlarından bahsederken tuttuğu kalemin sadece bir oyun olduğunu düşleyenler olmuştur ancak elinde kalem olmadığında da ellerini sıkı sıkıya kavuşturuyor olması hep bu tedirginliği seriyordu gözler önüne.
Önümde duran dosyanın bir köşesinden sızacak kan damlasının bir ucunun çok iyi bir arka kapıya çıkabileceğini her zamanki kadar bilerek ilerledik. Hastane odasında son sözlerini değil hemen hepsini söylemesinden başka bir çare bırakmamıştık kendisine. Kader tekerrür ederken sağdıcı açmıştı kapıları bizlere.
Sonuç değişmedi.
Gerçekler kim olduğundan değil neden olduğuyla ilişkiliydi. Zira Ocak 93’te denemeler yapılmış başarısız olunmuştu. İsim verilmişti.
İnanmamıştı.
Bunun bir suikast olduğunu bilemeyecek neredeyse hiç kimse yoktu. Ancak perspektif her seferinde Orta Asya açılımına bağlanılarak doğuda gerçekleşenler göz ardı ediliyordu. Kuzey Irak yerlerin dibine indirilmeden az evvel çalan telefondaki adam şöyle diyordu;
“Az kaldı kardeş…”
Kardeşe ilk sahip çıkan Hoca oldu. Ve nitekim beklemiyordu. Kalemine sıkı sıkı sarıldı. Sağol dedi. Sağol. Allah’ın izniyle başaracağız.
Hoca kabul etmişti. Ama tedirgindi. Erkenci denilse de kendine o bile erken buluyordu bu girişimi.
“Bekleyelim.” Dedi.
Ama olmadı.
Amerika’dan gelen bir telgraf çabuk diyordu. Uyandılar…
Son 3 ay…
Bahar gelecek. Kışın ortasında mümkün değildi. Baharda hem PKK içe çökertilecek hem de büyük birleşimin ilk adımı atılacaktı.
Bir tek O, habersizdi. Binaenaleyh reddeder, yine oyun bozanlık yapardı. O’nun da başına bir Profesör didiklenerek vakit kazanıldı.
Son bir sabah.
Kahvaltı masasına doğru değil ilacına doğru ilerlerken ilaç kutusundan şüphe etti. Amma bu kutuyu sadece iki kişi tutabilirdi. İçinden bir ah geçirdi. Hayır dedi. Olamaz. Kesinlikle olamaz.
Kafasını dağıtmak için koşu bandına doğru giderken yığıldı yere.
Ambulans gecikti…
Doktor uzakta…
Araç en uzun yoldan en uzak noktaya…
İngiltere’de bir telefon çaldı.
“Tombul gitti…”


Çok değerli bir liderdi…
Bir koyup üç alacaz. ….
Ey Genç Adam,
Bu düstur sana emanet olsun,
Ötelerden habersiz nizama,
LANET OLSUN.
Allah c.c rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşAllah ?
Kıbrıslı Yahudi Albay’in şakirtlerinden başka o binada ona “kurşun” sıkacak kimse yoktu ! Öteden beri birbirlerine olan nefreti bilinirdi bilenler arasında ! Yazlık bir yerde “bunun burada ne işi var?” sözü çom zoruna gitmişti Kıbrıslı Yahudi Emekli Albay’ın… Apartman yöneticisi olmak varken hala ülleyi yönetmeye çalışan emekli albay tombulun müsebbibiydi…
İki kişiden biri giden..
Nostradamus kehanetleri gibi şifreli.Doğru anladım sanırım.Teşekkürler.
Rabbim rahmet eylesin mekanı cennet olsun